İngiltere Notlarım-2 (Vize Türleri)
- 4 May 2017
- 3 dakikada okunur

İngiltere' deki deneyimlerimi vize başlığı ile paylaşmaya devam ediyorum...
En sık sorulan soruların başında vize türleri geliyor.
Ailesi ile buraya gelmek isteyenler veya mevcut şirketleri üzerinden şubeleşmek isteyenler için en doğru vize türü Ankara Anlaşması (Turkish Businessperson Visa) vizesidir. Diğer vize türleri kendi içlerinde dil yeterliliği, minimum sermaye tutarı, özel davet vb. gibi birçok hususu içerdiğinden yazılarımda buna değinmeyeceğim. Zira uzmanlık alanım içeriside de yer almamaktadır. Tüm yazdıklarım iş kurmak ve çalışmak için buraya bireysel veya ailesi ile birlikte yerleşen ve çocuklarını burada okutmak isteyenler içindir.
Vize türleri ile ilgili tüm doğru bilgileri aşağıdaki web sitesinden bulabilirsiniz.
Ankara Anlaşması vizesi başvuru sahibine burada kendi işini yapma hakkı vermektedir. Diğer aile bireyleri (eş ve 16 yaşından küçük çocuklar) ise otomatik olarak oturum ve çalışma izni kazanırlar. Çocuklar devlet okullarında ücretsiz okurlar. Tüm aile bireyleri sağlık hizmetlerinden tamamen ücretsiz yararlanır.
Başvurular Türkiye' den veya İngiltere' den yapılabilmektedir.
Türkiye' den yapılan başvurular 3 hafta içinde, İngiltere' den yapılan başvurular ise 6 ayda açıklanmaktadır.
Başvuru yapan ve iş kurmak isteyen aile bireyi, diğer aile üyelerinden 3 aya kadar önce buraya gelip, tüm düzeni kurduktan sonra diğer aile bireylerini getirebilirler. Dilerlerse hep birlikte gelebilirler. Türkiye' den başvurularda başvuru tarihinden sonra olumlu karar çıkması halinde buraya en erken geliş süresi 3 ay, en geç geliş süresi ise 6 aydır. Planınızı bu sürelere göre yapabilirsiniz.
2016 Haziran ayında yapılan referandum ile AB' den ayrılma kararı alındı (Brexit). Bu kararın yasal altyapısı tamamlandığında Ankara Anlaşması sona erecektir. Fakat bu tarihin ne olacağı konusunda herhangi bir öngörü yapılamıyor. Anlaşmada yer alan bir madde ile kabul almış olanların hakları baki kalacaktır. Bu nedenle anlaşma rafa kalkmadan önce bavuru yapmayı düşünenlerin acele etmesini öneririm.
Vize ilk aşamada 1 yıl olarak verilmektedir. Esasında pasaportunuza yaıştırılan 1 aylık vize ile buraya giriş yapıp, 1 yıl geçerli oturum izni kartınızı (Biometric Residence Permit -BRP Card) alıyorsunuz. Bu kart ile vizeden muaf olarak TR-UK arasında dilediğiniz kadar giriş çıkış yapabilirsiniz. Tek seferde 90 günden fazla Türkiye' de kalırsanız hakkınızı kaybetmiş olursunuz. İş adamları için istisnalardan yararlanma ve sizin özelinizde ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu 90 gün kuralı genel bir uygulamadır.
BRP kartınızı göstererek, Türkiye' den yurtdışına çıkanların ödemek zorunda olduğu (15-20 TL bile olsa sıra beklemek ve ekstra bu prosedürü uygulamak bazen sıkıntı olabiliyor) yurtdışı çıkış harcından da muafsınız!
Herşey yolunda giderse, 3 yıl daha uzatılmaktadır. Sonrasında sınırsız oturum iznine dönüşmekte ve devlet yardımlarında yararlanmaktasınız. Bu yardımlar içinde ücretsiz ev, işsizlik maaşı, çocuk yardımı en bilinenleridir. Ayrıca kendi işinizi yapmak yerine her hangi bir işyerinde de çalışma hakkı doğmaktadır. Toplam 5 yıl sonunda vatandaşlık sınavına girerek, British Pasaport alabilmektesiniz.
İlk günden itibaren bu ülkede vatandaşlık alana kadar bir misafir olduğunuzu unutmamanızı öneririm. Türkiye' deki alışkanlıkların burada da devam etmesinde ısrar edenlerin çok zorlandığını söylemek istiyorum. Para burada hiçbir kapıyı açmaz. Aksine tüm kapıları kapatır. Burada nezaket ve saygı paradan daha değerlidir. Tüm devlet hizmetleri adil ve ücretsizdir. Şeffaftır. Çoğunlukla birine ihtiyaç duymazsınız. Evet şu bir gerçek ki Türkiye' ye göre bazı süreçler yavaş ilerlemektedir. Ama hakkınızın yenmemesi ve herkese adil davranılması yavaş işlemesini kabul edilebilir hale getiriyor. Okul kaydı, araç alım-satım işlemleri, abonelikler v.b. gibi bizde uğraş gerektiren işlemlerin ise bir "tık" ile gerçekleşmesi ise oldukça keyifli. Bunlar benim görüşlerim, aceleci birisi iseniz, buraya gelmeyi tekrar düşünün derim. Herkesin yaşam kalitesi, beklentileri, alışkanlıkları farklı. Bu nedenle gelip görmeden karar vermek zor.
Kaliteli bir yaşam için öncelikle İngilizcenin kurslarda öğrenilmesini öneriyorum. "Dil dışarıda kendiliğinden öğrenilir" doğru sanılan büyük bir yanlıştır. Dil; okuma, yazma, dinleme ve konuşmadan oluşan bir bütündür. Sokakta öğrendiğiniz dil ile sadece anlar ve konuşabilirsiniz, ama okuma yazma bilmiyorsanız hiçbirşey ifade etmeyecektir. 20 yıldır burada yaşayıp eve gelen mektubu komşuya okutan, ehliyet sınavının teori testinden geçemeyen, basit bir form bile doldurmak için birilerinden yardım isteyen birisi olmak istemiyorsanız, ilk işiniz bir kursa yazılmak olsun. Türkiye' deki İngilizce ile ilgili sorunumuz ise okuma yazma ağırlıklı bir dil öğretimi olması, dinleme ve konuşmanın eksik kalmasıdır. Dil bir bütündür. Ancak sistematik bir program ile kurslarda öğrenilebilir. İlk yıl tüm aile bireylerinin bu konuda gayret göstermesi, ilerleyen yıllarda rahat etmenizi sağlayacaktır. İlk ve orta okula giden çocuklarınız için hiçbirşey yapmanıza gerek yok. Onlar sizden daha hızlı ilerleyeceklerdir. Eğitim sitemleri yabancılar için empatik şekilde kurgulanmıştır. Bu nedenle hiç kaygılanmayacağınız tek şey eğitim sistemi olacaktır. Bu konuyu ayrıca detaylı işleyeceğim.
Devam edecek...
















Yorumlar